|
Yazar Administrator
|
|
Çarşamba, 30 Kasım 2005 |
ANTAKYA-YEŞİLPINAR TURNESİ
Beni gerçekten çok etkileyen bu ilk turnemle ilgili bu yazıyı belki daha erken yazmalıydım ama insan bazı duyguları çok yoğun hissettiğinde onları ifade edebilmek için biraz demlenmeye ve zamana bırakır ya benim için de aynen öyle oldu. Aradan 3 ay geçti ve ancak yazabiliyorum.
25 Ağustos 2005...Antakya-Yeşilpınarla tanıştığımda oradan hiç ayrılmak istemeyeceğimin işareti o pırıl pırıl insanların gözlerindeki sıcacık, sevgi dolu bakışları hiç unutmuyorum. Ailelerinden, kendilerinden biriymiş gibi bağırlarına basarak “nasıl olabilir böyle insanlar” dedirten ve oradan ayrılacağımız güne dek hiç bitmeyen bir şaşkınlık ve mutlulukla geçti dört gün...İlk turnem olması ve bu ilk turnemde Yeşilpınar’a gelmiş olmam benim için büyük bir şanstı belki de...Çifte heyecan yaşamak bu olsa gerek....
Beden Ayetleri adlı oyunumuzla 7000 Yeşilpınarlıyla buluşmadan bir gün önce, adı Cumhuriyet Meydanı olan fakat bu adla anıldığını kimsenin bilmediği, belki de Canşenliği Oyuncuları sayesinde bir daha belleklerinden çıkmayacak o küçük mahallenin köşebaşında buluştuk onlarla; Yeşilpınarlı çocuklarla...Onlara kendi mahallelerinde, doğdukları topraklarda tiyatro izleme, belki de ilk kez izleme fırsatı verilmişti. O gün onların günüydü. Doyasıya gülecekler, içlerinden geldiği gibi bağıracaklar ve tilkiyle, kurtla, kuzuyla çocuk olmanın keyfini yaşayacaklardı. Aynen öyle oldu. Çoşku ve heyecanla geçti o gün. Onlar için olduğu kadar benim için de öyleydi...İlk turnem ve ilk çocuk oyunumdu çünkü.
Yeşilpınar Defne Festivali’nde 7000 kişiyle buluşacak oyunumuzun heyecanıyla ertesi günü beklemeye başladık. Asi Nehri’nin yanıbaşındaki o şipşirin evde yaşayan o şipşirin insanlarla doyasıya paylaştık heyecanımızı o gün sabahlara kadar... Herkesin birbirine anlatacak ne kadar çok şeyi varmış meğer...
Ertesi gün festival alanına gittiğimizde bize üzerimizi değiştirmemiz ve eşyalarımızı koymamız için oranın kütüphanesi tahsis edilmişti. Festivalde görev alan diğer grupların heyecanı ve bizim heyecanımız birbirine karıştıkça ortaya inanılmaz bir sinerji çıktı adeta... Geri sayım başladıkça heyecanım artıyordu. Ufak tefek aksilikler de olmadı değil tabi. İsmimiz anons edilirken Sebla’nın elbisesinin fermuarının patlaması bunlardan biri mesela. Neyseki bir gecikme olmadan çıktık...Çıktık ama nasıl... Nasıl bir büyüydü o... Asi’den esen rüzgarın büyüsü zihnimden tüm olumsuzlukları sildi ve kendimi bir masalın içinde buldum. Heyecan...ama oyunda olduğum için, 7000 kişi beni izlediği için değil... Az sonra Dicle ve Fırat’ı doğuracak olan İştar’ın heyecanıydı bu... Bilmiyorum bu oyunu başka nerede bu kadar anlamlı, bu kadar içime sindirmiş oynayabilirdim. Sanki bu oyun o topraklara aitti...
Ertesi gün Asi bizi uğurlarken ağladım... Nasıl alışmışım, nasıl benimsemişim o insanları, orayı... Sanki yıllardır orada yaşıyormuşum da yeni ayrılıyormuşum gibi... Süheyla, canım benim, en iyi dostlarımdan biri oldu... En kısa zamanda umarım yeniden kucaklaşabilirim Yeşilpınarla...
Ceren DEMİRDÖVENKASIM 2005
|