
|

Search

|

|

|

|

Anasayfa Özgür Kürsü Serbest Kürsü sivas katliamı
|
Yazar Administrator
|
|
Perşembe, 24 Eylül 2009 |
“KATİL DEVLET HESAP VERECEK!”
‘2 Temmuz 1993 Sivas Devlet Katliamı’ndan bugüne tam 16 yıl geçti. Hangi cümleleri kursak, bir eksik var diyeceğiz. Hangi sloganı söylesek, bir yetmezlik hissedeceğiz. Hangi küfrü etsek doymayacağız. Çünkü hangi kelimeler anlatabilir ki 33 insanın diri diri yakıldığını. Hangi yalan örtebilir bu kadar vahşi gerçeğin üstünü. Kebapçı kapandı mı dediniz, yetmez; oteli müze yapıyoruz mu diyorsunuz, oda yetmez… Hangisi acımızı unutturabilir ki. Hiçbiri maalesef, hiç biri…
Bizler, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı, ustalarımızı; analarsa canlarından parçaları bıraktılar orada, adı batasıca şehir de… Bu ülke, bu devlet, bu yönetenlerse arını, namusunu, ahlakını, hukukunu ve de insanlığını orada bıraktı. Belki diyeceksiniz ki hangi kapitalist devletin bunlara ihtiyacı vardır. Siz de haklısınız. Tam on altı yıl geçti ve 33 insanımıza karşılık tam otuz üç katil ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ne ilginç değil mi 33’e 33… Şimdi bazılarınız, ‘yok canım kaybettiklerimiz 35 idi, yok 37 idi’ diyerek saçmalayabilirler ama araştırın, soruşturun gerçek benim yazdığım gibidir. Bizim arkadaşlarımız 33 kişiydi. İki de otel görevlisi (kazayla!) öldürüldü ve iki kişide saldırgan gruptan ölmüştü. Bu polemiği böylece geçelim ve bu üçlerin hazinliğine bakalım. 3 karşı 3, 33’e karşı 33… Peki hiç mi yargılanmayacak dönemin yöneticileri, Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve diğerleri…
Bugünlerde ergenekonla derin devlete dokunuluyor ya, sanırım 93 Sivas Devlet Katliamı’na kadar giderler, diye safça bekleyen “taraf”ta mı duruyorsunuz. Aslında gündemi belirlemek için askeri bir belge ile jandarma komutanının bu katliama göz yumduğunu belgelesek bazıları bu konuda “taraf” olurlar mı?
O zaman hatırladığımız kadarıyla yazalım... Dönemin jandarma komutanı eski ülkücüdür ve olaylar karşısında guruha(Cuma namazından çıkıp tekbir sesleriyle yürüyenler, oteli yakanlar) bir şey yapmamıştır. Görüntülerden hatırlarsınız da, o komutanın yargılanması konusunda hiç atlatma haber yapma “taraf”lılığını göstermezsiniz. Neden acaba “şef garson” her servise izin vermiyor mu? O dönemin Sivas valisinin nasıl tezgâha geldiğini sonraki röportajlarından biliyoruz, Erdal İnönü de aynı konumdadır. O da kullanılmıştır. Bu ülkede ki katliamlar hep nedense sosyal demokratların iktidarında (ortaklığında) oluyor. Sorunu buradan kavrayabilirsek, belki ilerleye biliriz.
Bizler, unutulmasın diye her yıl sokaklara çıkıyoruz, çeşitli etkinliklerle katliam gününü anıyor ve unutturmamaya çalışıyoruz. Bu topraklarda o kadar acı ve keder var ki her güne neredeyse bir yas günü geliyor. Çünkü bu topraklar acılarıyla yüzleşip hesaplaşmamıştır daha… Ermenilerin acı çığlıkları halen kulaklarımızda; Kürt köylerinin yangın dumanı kaybolmamış bulutlardan; Uğur Kaymaz sanki dün katledildi, adaletleriyle tekrar katlettiler baba ve oğlu… Nereye baksak acı, nereye baksak gözyaşı… 6–7 Eylülde Rumlara yapılanları nasıl unutabiliriz…
İşin garibi, biz hep ama hep belleklerimizde yaşananları tutarken, birileri de üç maymunu oynuyor. Duymuyor, görmüyor ve konuşmuyorlar. Hemen şöyle demeyin, ‘bir gün onlara da sıra gelecek.’ Hayır, gelmeyecek! Onlar, sadece “oral” bir hayat yaşamaya devam edecekler. Yalan olduğunu bildikleri halde, az pişmiş rostonun peşine takılmaya devam edecekler. Bizse hayat da olmanın erdemi, insan olmanın gereğiyle hep göreceğiz, hep duyacağız ve hep konuşacağız. Çünkü bilmek insan olmanın gereği olarak omuzlarımızda duruyor. Nasıl uyuyabiliriz; tersanede her gün işçiler ölürken, kot taşlama atölyelerinde her gün genç işçiler ölürken nasıl giyebiliriz taşlanmış kotları... Tanrı öldü! Kimse telaşa kapılmasın, korkaklar pılını pırtısını toparlasın ve terk etsin bu gemiyi... Yalakalar ve dalkavuklar zalimlerin “taraf”ına geçsin ve atılacak kemikleri beklesinler. İnsan olanlar, yani onurlular, ne bu gemiyi terk eder ne de onurunu yitirir. Artık tanrı biziz! Her şeye muktedir olmak zorundayız. Her şeyi görüp müdahale etmek zorundayız, başka yolu yok. Cennet de burada Cehennem de burada, bunu biliyor ve görüyoruz. Birilerine milyon dolar düşerken, birileri bir dolar bile bulamıyor. Ülkemizin Cennet koylarında mavi turlar yaparken birileri, birileri işsizlikten kan ağlıyor. Bu devran böyle kurulmuş ama böyle gitmez!
Sonuçta gördüklerini gerçek zanneden bir insan toplamıyla yaşıyoruz. Aslında gördüklerimizin bir ideolojik kırılma ile bize yansıdığının farkında değiliz. Her gerçek dosdoğru gerçek değildir. Sivas Katliamı sadece camiden çıkan güruhun yaptığı bir katliam değildir. Bu gerçeğin üstüne birde hakikati söylemek gerekiyor. Orada devletin kolluk kuvveti izin vermese, o insanlar yedi saat boyunca otelin önünde kalabilirler miydi? Devletin başındakiler ya da derinindekiler bu planın içinde olmasa, bu katliam yapılabilir miydi? Bu sorulara nasıl cevap verirsiniz bilmem ama her halükarda devlet (yöneticiler, hükümettekiler) yargılanmak zorundadır. Ya ihmalkârlıktan, göz yummaktan ya da katliamın yapıcısı olarak yargılanmalıdır. Sorumlular sanık sandalyesine oturana kadar bu mücadele sürmek zorundadır. Sanık sandalyesine oturmadan intihar eden olursa (katil kenan paşa öyle demiş ya, belki ona öykünenler olur diye söylüyorum) çok sorun değil, bu tür intiharlar burjuva ahlakında vardır ve makuldür, olabilir...
Gelinen noktada, artık şapka düşmüş kel görünmüştür diye düşünüyor olabiliriz ama maalesef öyle değil. Osmanlı’da, Bizans’da oyun biter mi? Bitmez. Bakın bu adamlar müze yapacak Madımak Otelini. İyi, olsun ama neyi çözer, soykırım anıtı yapmak gibi bir şey. Önce yakarız sonra da anıtlarla anarız. Benim öfkemi ve acımı dindirmez bu müze işi falan. Ben ve benim gibiler ancak ve ancak “Çiller Çetesi”nin yargılanmasıyla bir nebze de olsa rahatlayabilir.
Madımak oteli yıkılmalı, yerine küçük bir anıt yapılmalı ve etrafı bahçe olmalı. O utanç binası sonsuza gömülmelidir; belki böylece, vicdanlar rahatlayabilir. Bununla beraber tabii ki; “Devlet” sorumluluğunu kabul edip bütün mağdurlardan özür dilemeli, maddi ve manevi tazminat ödemeli.
Eğer bunlar olmazsa hiçbir zaman “Sivas Devlet Katliamı” hesabı bitmeyecek.
Haldun AÇIKSÖZLÜ
|
|

|

|

|

|

|