Search


Ana Menü
Anasayfa
Çocuk Tiyatrosu
Salon Oyunları
Sokak Tiyatrosu
Forum tiyatro
Drama
Tarihimiz
Özgür Kürsü
Festivaller
Yayınlarımız
Haberler
Linkler
İletişim
Arama
Haber Başlıkları
Basından
tv ve sinema
laz marks mayıs
laz marks yargılanıyor






Anasayfa arrow Yayınlarımız arrow Kitapçıklar arrow gecekondu

gecekondu PDF Yazdır E-mail
Yazar Administrator   
Salı, 01 Kasım 2005
        Image


İki yıl önceydi. 6 kişi, Ocak 1991'de bir bildiri yayınlayarak özü, biçimi ve işleyişi ile bize ait olmayan bir tiyatroyu terkettik.

21 Mart'da, bir bodrumda "Newroz" adlı sunu ile 66 kişi ateşi ve tiyatroyu çaldık.

Onu sokağa çıkardık. Onu ait olduğu yere; insanların içine, yaşamın içine kattık.

Bir yandan oyunlarımızı oynarken bir yandan da bizim gibi düşünen ve eyleyenleri çoğaltmaya çalıştık. Oyunlar sürdü... çoğaldık...

O günden bu güne... İki yıllık "Yaşayan Tiyatro" dene­yimimizi bulacaksınız burada. Amacımız; Sokak Tiyatro­su, işçi Tiyatrosu, Yaygınlaştırma Hareketi ve iç Eğitim başlıklarında topladığımız üretimlerimizi ve bu üretimlerin deneyimlerim sunmak, bunları tartışmak ve kuramlaştırmak.

Yaygınlaştırmaya önem veriyoruz, çünkü tiyatronun nitel bir sıçrama kaydedebilmesi için nicel bir birikim gerektiğine inanıyoruz. Hem tiyatro pratiği, hem de düşüncesi anlamında bu güne kadar Türk Tiyatrosu'nda kuramsal zeminle bir "tiyatro" oluşmadı.

Bu inançla yola çıkarken, arkası gelecek broşürlerimizin dünyadaki tiyatro anlayış ve arayışlarının ve Türkiye'deki uygulamaların "araştırma-tartışma-kuramlaştırma" zemini olmasını istiyoruz. İlk olarak da tiyatro politikamızdan oyun oluşturma yöntemimize kadar "model" olabilecek "Gecekondu" üretimimizi seçtik. Eklerde bu çalışmanın yöntemine ve araştırmalarına değin verileri, raporları sunuyoruz. Bu oyunumuzu "sürece müdahale" oyunlarından biri olarak niteliyoruz. Bu anlamda bu üretimin açımlanmasını ve tartışılmasını istedik.

Bir sonraki broşürümüzde de "Newroz" oyunumuzu tartışacağız. Newroz, seyirciyle karşılaşması noktasında bir ritüelistik tiyatro, örneğidir. Ritüelistik tiyatronun bugün geçerliliği ve uygulanabilirliği konusunda görüşlerinizi bekliyoruz.

Ayrıca yeni bir tiyatro düşüncesi oluşturmak adına somut katkılarınızı bekliyoruz. Dostlukla...


CANŞENLİĞİ OYUNCULARI

Kasım - Aralık 92 Ocak 93

                                                                                                        P.K.82 Cebeci ANKARA
YENİ BİR TİYATROYA DOĞRU


Tiyatro yaşamdan kopmuştur.

İnsanoğlu ile girdiği ilişkide "fuzuli" hale gelmiştir.

Ama biliyoruz ki, çağlar boyunca canlı, yaşayan bir ilişki biçimi süregelmişti. Dramatik olanın, taklit eylem ve topluca katılımdan meydana gelen tiyatro eylemi insan hayatında günümüzdeki gibi "olsa da olur, olmasa da..." denilebilecek bir yerde değildi.

Niye?

Çünkü o zamanlar "hayatiyet" taşıyan temalar etkiley­ici bir biçimde gösteriliyordu. Tiyatro insanı yaşamla ölüm arasında, yeniyle eski arasında seçimlere yöneltiyordu.

Tanrısal olanla, yasak olanla, yazgıyla ilgiliydi tiyatro.

Bu unsurlara karşı korkulu gözlerle bir birine yak­laştırıyordu kütleyi.

Artık tanrı ya da mutlak olan yada yasak olan yıkılmalı, insan kendi yazgısını kendisi yazmalı, kitle tarihin nesnesi ve öznesi olarak belirleyiciliğini kutsa-malı, kabul ettirmeli.

Yepyeni ışıl ışıl bir yaşam kurulmalı.

Tiyatro da bu yeni yaşamın kurulma sancılarının geri­limini yaşamalı, yaşatmalı. Ancak bu yolla hayatiyet kazanabilir.

İnsanlık tarihi, sınıf savaşımlarının tarihidir, ve tiyat­ro bu savaşın, yeni ile eskinin savaşımının yer yer nesne­si yer yer öznesi olmalı.

Tiyatroda diriliş, tarih sahnesinde yerini alması ile gerçekleşebilir.

İnsanlar tiyatroyu tercih edebilir. Tiyatro insanı değiştirip dönüştürebilir.

Bu diriliş, sadece seçilen temalarda belirlenemez. Yeninin ve eskinin dinamiklerini biçimlerim yeni adına anbean "tiyatroya" dönüştüremeyen tiyatro yaşayamaz.

Bu yaşamışlık seçilen konu anlatım biçimi seyirci ile kurulan üretim-tüketim ilişkisinin niteliğiyle belirlenir.

Bunun için tiyatro bazen sokakta, bazen dağda, dam­da, bazen bağda, bahçede, bazen ücretsiz, izinli veya izinsiz olmalı yada seyirciye rağmen zorla oynanmalı.

Hiçbir anlatım biçimi tek ve mutlak model olamaz. Eskinin tüm anlatım biçimleri tepetaklak çevrilip yeninin hizmetine sunulmalıdır. Tiyatro boşluğu (uzam) doldur­ma sanatı ise, heryerde tiyatro gerçekleşebilir. Önemli olan seçilen mekana uygun anlatım tekniğini, temayı, seyirci-oyuncu ilişkisini etkin kullanabilmektir.

Yeni bir tiyatro arayışının teknik çalışmalarıyla tiyat­ronun her an, herşekilde gerçekleştirilebileceği düşün­cesi, birbiriyle çelişik görünmemeli, kendi çalışkanlığı içinde birbirlerini değiştirici, geliştirici yönelişler olarak değerlendirilmelidir.

Tiyatronun karşılığı para değildir. İnsan yaşantısında neye, nasıl, ne kadar dönüştüğü ile ölçülür tiyatronun değeri. Değerli olan ise yenidir.                             .

Her şey, yeni adına yeni sınırsız ve sınıfsız bir dünya adınadır. Yenicil tiyatro seçkinci değildir. Tiyatroyu   "anlamak"  problemi   ona  ilişkin  olanın anlatılması ile çözümlenir.

Tarihin her aşamasında yaşamı algılayış ve değerler sistemi yani ideolojiler değişir. Günümüzün ideolojik bütününden yenicil olanı seçer olumlar ve gelecek için yeni yaşantı modellerini yaşantı tadında sunar yeni tiyatro Değiştirme gücünü açığa çıkarır.

Yeni tiyatronun ilk örnekleri yüzyıl başında verilmeye başlandı. Grotovasky Meyerhold Artaud ve Brecht. Yani tiyatronun köşe taşlarıdır.

Onların devrimi tiyatronun biçimsel Tiyatro mimarisi­nin parçalanması oyuncunun içsel ve biyo mekanik ola­naklarının araştırılması, doğaya yöneliş seyirciyi değiştirip dönüştürme seyirciyi sarsma gibi kavramlar yeni tiyatronun bazı dinamikleridir. Koca insanlık tari­hinde yüzyıl kısa bir süredir ve bu yeniliklerin takipçisi, ilerleticisi olmak gerekir. Her alanda (bilim-estetik) araştırıcı ve üretici olmak elden bırakılmamalıdır.

Tiyatroda yeni, son tahlilde yeni bir biçimdir. Biçim sanatta "önemli olan"dır. Yaşama biçim verme sürecinin bir alanda mücadelesidir sanat, tiyatro. Yeni biçimi veren yaşatacaktır.


MÜJDAT ALBAK

Image


Canşenliği Oyuncuları çıkışı ile birlikte farklı mekan­larda "YAŞAYAN TİYATRO"yu oluşturabilecek, üretimler arayışına girdi. Tiyatronun yaşaması, devinen-değişen-gelişen halkların ve sınıfların yanında, onlarla birlikte üretmekle mümkündü. Reel tiyatro anlayışlarının tıkanıklığı ancak hareketli ve aktif bir tiyatro eylemliliği ile kırılabilirdi. Bu noktalarda mekan edindiği yerlerden çıkmak zorundaydı. Çünkü o mekari örümcek bağlamış ve değişime kapılarını kapamıştı. Tiyatroyu farklı mekanlarda oluşturma gereksinimi duyuyorduk ve sokak, devingenliği ile ilk ^kla gelen mekandı. Bizim açımızdan sokakta tiyatro yapmak, hem teatral hem de politik açıdan verimli görünüyordu, 'HER YERDE TİYATRO' Anlayışının ilk durağı 'SOKAKLAR' olarak belirlendi.

Sokaklar mekan...Ancak hangi sokaklar?

Araştırmalar sonucunda, Ankara'nın gecekondu bölgeleri mekan olarak seçildi. Gecekonduya da kentin varoşları bizim için ilk tiyatro sokaklarıydı.

Varoşlar, kent yoksullarının, işsizlerin ve ucuz iş gücünün merkezi. Kapitalizmin çelişkilerini içinde barındıran gettolar. Tiyatroyu-sanatı oluşturabilecek yaşamsal çelişkileri barındıran mekanlardır. Ve kentin nabzı oralarda atmaktadır.

Tiyatromuzu oralarda oluşturabilme koşullarını araştırmaya başladık. İlişkilerimizin olduğu, geçmişin birikimini hala koruduğuna inandığımız, Keçiören'in gecekondu mahallelerim pilot bölge olarak seçtik. Pilot bölge seçimiyle yapılan araştırmalar sonucunda; Ata-park, Kuşcağız, Ufuktepe, Piyangotepe mahalleleri ilk etapta oyunlar oynayabileceğimiz yerler olarak tespit edildi.

Bu çalışmalar sonucunda, ekte özet olarak sunulan rapor ve otuza yakın görüşmeden sonra oyunu oluş­turma çalışmalarına başlanmıştır.

Bu üretimde yapabileceklerimiz ve yapmak istedikle­rimiz, oranın sorunları ile birlikte belirleniyor. Bu amaçlarımıza ulaştık mı-ulaşmadık mı değerlendirmesini bir başka yazıda bulacaksınız. Ancak bu yazıda oyun öncesi ve sürecindeki istek ve hülyalarımızı aktarmak istiyoruz.

"Yaşayan Tiyatro hareketinin nicel birikimlerini oluşturacak semt tiyatrolarının itici bir gücü olmak."

"Yoz bir kültürü dayatan egemen emperyalist ideoloji­ye karşı, gecekondu insanın geçmiş kültürel zenginliği ile birlikte yeni bir kültürel açılım oluşturmalarını sağlamak. 8u öncül amaçların sonucunda 'gettolaşmış' bölgelerde kaynaşmayı sağlayarak yeni bir 'Ankaralı' kültürünü oluşturmak.

Yalnız şunu belirtmek gerekiyor, amacımız bunları oluşturmak öte bunlara bir itki olmaktı. Çünkü tiyatromuzun bu işi tek başına yapamayacağının bil incindeydik.

"Medyasıyla iletişim araçlarıyla duyarsız kılınmış ve politikalar soyutlanmış gecekondu halkım politize etmek. Politik ve sınıfsal tavrını netleştirmek, çözüm üretmek.

"Sınıfsal ayrışmada gücün örgütlülükle sağlanabile­ceğini dayatmak."

"Kendi kültürüne yabancılaşan ve dolayısıyla yoz­laşan gençliğin kendi kültürü ile yoğrulmasını ve dina­miklerinin farkına varmasını sağlamak."

"Politik olmasa dahi, kesinlikle kültürel bir örgütlen­me yaratmak."

"Bireylerin değiştirilebilir olduğunun heyecanını ver­mek ve topluluk bilincini aşılamak."

"Gecekondu halkının hayatına oyun öğesini, değiştirici-dönütürücü bir olgu olarak yerleştirmek."

Bu asal amaçlar çerçevesinde iki yaz boyunca Ankara gecekondu bölgelerinde üretimlerimizi gerçekleştirdik.


HALDUN AÇIKSÖZLÜ


Image




Gecekondularda yaptığımız görüşmeler sonucunda, ortaya çıkan çelişkilerle bizim söylemek istidiklerimizin çatışması, teatral materyali oluşturdu.

Görüşmeler sonunda şekillenen temel çelişkiler şunlardı.

1- Göç olgusu ve şehrin umutları, umutların boşa çık­ması

2- İşsizlik ve ucuz işçilik

3- Yozlaşma

4- Dinin sömürüsü

Bu çelişkilerden yola çıkılarak temalar belirlendi.


Temalar:                                                         .

Gericilik, yozlaşma, arabeskleşme, mücadele, birlik, ulaşım, yabancılaşma, enflasyon, kuşak çatışması, varlık özlemi, milliyetçilik, göç, baskı, sendikalaşma, eşittik, kimliksizlik, sermaye, emperyalizm, mülkiyet soru­nu,......................

Tema belirleme çalışmasının ardından bu temaları ifade edecek önermeler saptandı.

ÖNERME l- Kapitalizmin oluşabilmesi için tarımsal makinalaşmayla açığa çıkan işgücünün kente aktarımı zorunludur.

ÖNERME 2- Düzende varolmanın tek yolu "bireysel-Ieşmek"ten geçer.

ÖNERME 3- Düzenin sürekliliği için, toplumsal muhalefetin asimile edilmesi amacıyla din, mistik ve dogmatik yönden insana dayatılmaktadır.

ÖNERME 4- Atakulenin olması için gecekonduların olması gerekir.

ÖNERME 5- Ne kadar paran varsa o kadar özgürsün.

ÖNERME 6- Düzen içinde varolabilmenin ve sorun­ların çözülebilmesinin tek yolu örgütlülüktür.

 Bir sonraki aşamada bu önermeleri somutlayacak belirlemeler yapıldı.

Bunlar:

Kırın itimi, kentin çekimi, feodal davranışların devamı, kırla bağın kopmaması, üretim biçiminin korun­maya çalışılması, tüketim alışkanlıklarını koruma, TV dizileri (yerli-yabancı), aile yapısı (Türk aileşi-çekirdek aile), arabesk, kadercilik, yabancı hayranlığı (yaşasın bab-kahrolsun doğu), tüketim ve reklam, kuşak çatışması (feodalizmin tasfiyesi), din ve kapitalizmin uzlaştırılması, ırkçılık, "Türk ailesini koruma ve güçlendirme vakn","geçinememek senin suçun değil", milli piyan­go,........

Belirlenen bu olgular bazen bir replikte, bazen bir ses olarak, bazen bir tavırla plastik malzemeye dönüştürüldü.

Belirlemeler sonunda oyun kişileri saptandı.

Devlet baba, dış destekleyici, asker bürokrat, ağa, eks­per, anlatıcı tüccar, jandarma, dinsel kurum vekili, tahsil­dar,............

Oyun kanavasını çıkarmak için yapılan bu çalışmalardan sonra doğaçlama durumları saptandı.

1- Nereye, nasıl, neye gideceğini bilmeden bir yolcu­luğa çıkıyorsun. Şehirde nelerle karşılaşabilirsin?

2- "Ey cemaatti müslim"le başlayıp "gavurlar memle­keti parçalıyor" la biten ateşli nutuk.

3- Kahvehanede önce yurttan sesler korosu, haberler, bir   kişinin   ilgisine   karşılık  diğerlerinin   onu  yanlış çıkarmaya çalışması.

4- Milletvekilinin makamına ziyaret ve burada çıkan olay.

5- Bir canavar gibi, gürültülü bir aletin tarlaları dar­madağın etmesi, ardından sulaması.

6- Evlenecek çiftin imkansızlıklardan konuşması, erkeğin kahvehanede dolduruşa gelip şehre gitmeye karar vermesi.

7- Düğün, fakirlik, kısıtlı imkanlar,

8- Ürünün para etmemesi.

Yapılan bu doğaçlama çalışmaları sonunda teatral malzeme olarak en zengin olanlar seçildi ve bunlardan oyun oluştu.


Oluşan episodlar:

 I. GECEKONDUNUN KURULUŞU

ÖNERME: Kapitalizmin oluşabilmesi için tarımsal makinalaşmayla açığa çıkan işgücünün kente aktarımı zorunludur.

Kırın itimi, kentin çekimi Feodal davranışların devamı Üretim biçimini korumaya çalışma 'Tüketim alışkanlıklarım koruma, paylaşım, mülkiyet hukuku ve gecekondu çelişkisi,

 2-YOZLAŞMA (Kültürel)-TÜKETİM-BİREYCİLİK

ÖNERME: Kapitalist düzende varolmanın tek yolu bireyselleşmekten geçer. Arabesk, kadercilik Yabancı hayranlığı Yaşasın batı kahrolsun doğu Tüketim ve reklam Kuşak çatışması

 3- GERİCİLİK (Şükürcülük)

ÖNERME: Düzenin sürekliliği için, toplumsal muha­lefetin asimile edilmesi amacıyla din mistik ve dogmatik yönden insana dayatılmaktadır.

Türk ailesini koruma ve güçlendirme vakfı Din ve kapitalmizmin uzlaştırılması Irkçılık

 4- GEÇİM SIKINTISI (Emeğin Değersizleştirilmesi)

ÖNERME: Ne kadar paran varsa o kadar özgürsün. Atakulenin olması için gecekonduların olması gerekir, Geçinememek senin suçun değil. Milli Piyango.

 5-ZORUNDA BİRLİK

ÖNERME: Düzen içinde varolabilmenin ve sorunların çözülebilmesinin tek yolu örgütlülüktür.

Bu yöntemle oluşturduğumuz "GECEKONDU" oyu­nu; seyirci ile karşılaşması ve bizim gecekondu sorun­larına bakışımızın değişmesi sonucu evrimleşmesidir. Son şekli aşağıdaki metinde olduğu gibidir ve bu oyun oynandıkça değişime açık tutulacaktır.



Derleyen: ÇİĞDEM YAĞCI

Image

GECEKONDU


BİRİNCİ BÖLÜM


                                 (Oyuncular son hazırlıklarını yaparlar. Seyirciylerle sohbet ederler. Anlatıcı sokak arasında görülür.)

ANLATICI                :Ey ahali! Duyduk duymadık demey­in. Canşenliği oyuncularının aha sizler için hazırladığı Gecekondu adlı oyunu saat.....da, ......'de başlıyor.

                                 (yaklaşır)

                                 Başlıyor, başlıyor. Sizler için hazırladığımız Gecekondu isimli oyun başlıyor.

                                 (Oyun yerinde durur, seyircilere bakar.)

                                 Efendim. Hoşgeldiniz.

                                 (Arsacı oyun yerini çevirmeye başlar.)

                                 Bizler Canşenliği oyuncuları olarak Mart ayından itibaren sizlere konuk olduk. Bazen evlerde, bazen kahvehanelerde hem çaylarınızı içtik, hem de bazlama böreklerinizi yedik. Ve sizleri dinledik. Sorunlarınız ne, nasıl geldiniz, nasıl iş buldunuz.?.

                                 Bunları dinledik ve bir oyun oluşturduk, istedik ki kondulunun da dertleri oyun olsun onlara sergi­lensin.

                                 Ve işte geldik sizi size anlatmaya

ARSACI                  :Heyyy! Kimi kime anlatıyorsun kardeşim?

ANLATICI                :Şeyy....Gecekondululara gece...

ARSACI                  :Nasıl yani buraya kondu mu dikecen anlamadım?

ANLATICI                :Yok canım biz sadece oyun oynayacağız.

ARSACI                  :Nerede?

ANLATICI                :Burada...

ARSACI                  :Yok kardeşim olur mu öyle şey. Görmüyor musun bu arsayı ilk önce ben çevirdim. Oyun moyun anlamam çık dışarı...

ANLATICI                :Tamam dayı. Anladık arsa senin. Arsana dokunan yok. Biz bir oyun oynayıp buradan gideceğiz.

ARSACI                  :Yani kondu kondurmayacaksınız değil mi?

ANLATICI                :Söz, kondu mondu yapmayacağız. Sadece yarım saat oynayıp arsayı size bırakıp gideceğiz.

ARSACI                  :Ey ahali! Ne dersiniz doğru mu söylüyor?

                                   ………………………….

ARSACI                  :İyi o zaman. Yarım saat sonra burada kimseyi görmeyeceğim. Ona göre karışmam ha!

ANLATICI                :Tamam merak etme.

                                 Efendim 1940'larda, 50'lerde, 60'larda ve 70'lerde milyonlarca insan bıraktı yurdunu düştü yola.

                                 Kimi buğday, pancar ekti para etme­di, düştü yola. Kimi kız sevdi ala­madı düştü yola. Kimi kanlı oldu hasmıyla, düştü yola. Kimi kendi dilimizi özümüzü koruyacağız dedi düştü yola.

                                 (Köylüler girer.)

                                 Az gitti uz gitti, dere tepe düz gitti, çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, alfa ayla bir güz gittiler. Sonunda yıldızlı bir akşamda gördüler ışıl ışıl şehri...


Image
GÖÇERLER           :Abovv... Bak laa bak... Vay vay vay... Allah...

GENÇ KADIN         :Geldik mi?

GÖÇERLER           :(Topluca)

                                 Şehir ışıl ışıl yanıyor karşıda...

BİR KADIN              :Dağ gibi evlerde kim oturur ki?

BİR ERKEK            :Yollara bak yollara kıvrım kıvrım, yılan gibi...

BİR ERKEK            :Koca koca kazanlar, göğü delen boru­lar.

GÖÇERLER           :(Topluca)

                                 Burda adam aç mı kalır be!

                                 (Seyircilere sorarak)

                                 Sivaslı Mehmet'i bilir misiniz? Mehmet abi Sivaslı... Sivaslı nerededir biliyor musunuz?

GÖÇER                   :(Anlatıcıyı görür)

                                 Aha laa bizim Mehmet'e bak... Vay koçuma eşşek kadar olmuş...Nassın laann...

ANLATICI                :Sağdasın Cafer dayı...  Sizler nasıl­sınız, çoluk çocuk nasıllar..?

GÖÇER                   :İyiyiz, iyiler...

ANLATICI                :Köy nasıl, sarıkız nasıl.?

GÖÇERLER           :İyidir, iyidir...

ANLATICI                :Ya bizim karakaçan?

GÖÇERLER           :İyidir.,

ANLATICI                :Ya...

GÖÇER                   :Eee oğlum yeter gari.  Bırak şimdi karakaçanı karasıçanı da..

GÖÇER                   :Hee..Mehmet emmi geldik buralara emme... ne yapacaz şimdi?

ANLATICI                :Ev yapacaksınız...

GÖÇERLER           :Ev mi yapacağız?

                                 Hemen mi? Buraya mı?

                                 Haydi.. Sıvayın kulları...

                                 Hayda…


Image

                                 (Gecekondularını yapmaya başlarlar)
ANLATICI                :Ve bir gecede, tam bir gecede kurdular mahalleleri, şehri kuşatan tepe­lere. Emeğinizi verdiniz duvarlara, gönlünüzü verdiniz kentlere, umutlarınız gibi kurdunuz konduları..

GÖÇERLER           :Patates...Soğannn..

                                 Yoğurtçuuu..

                                 Eskici geldi, eskici....

                                 Gülsüm yenge! Ebem yufka ekmek yapıyor gelseneee...

                                 Camı sileyim geliyom kıız Cennet.,..

YIKIMCI                    :Ulan kimdin izin aldınız bu evleri yapmak için? Ben size şimdi gösteririm..

                                 (Yıkımcı evlerin hepsini yıkar.)

GÖÇERLER           :Ocağımızı  yıktın yıkımcı,  senin  de ocağın başına yıkılsın...

                                 -Beynin mendillere gele yıkımcı...

                                 -Gözün kör ola emii...

                                 -Ciğerlerinden yanasıca...

                                 -Bütün biriketleri kırdın, hayvanoğlu hayvan...

                                 ………………………..

                                 -Hani burada iş vardı?

                                 -Hani burada ev yapmamıza izin vere­ceklerdi?

                                 -Hani okula gidecektim?

                                 -Hani hastaneye gidecektik?

                                 -Hani beni everecektiniz?

                                 (Birlikte)

                                 -Yolu yok yeniden yapacağız...

                                 (Evlerini yeniden yaparlar.)

GÖÇERLER           :ŞŞŞŞT! Gelen var mı?

YIKIMCI                    :Gene mi yaptınız lan… Kaç kere yıkacağız bunları ha...

                                 (Evleri yıkmaya başlar.)

GÖÇERLER           :Git la git, bura ev mev yok.

                                 (Evler kaçışır.)

                                 -Anamm, anamm...

                                 -Yıkma, gözünü seveyim...

                                 -Dur. Kendi emeğim kendi göz nurum, kendim yaptım kendim yıkarım.

                                 (Bütün evler yıkılır.)

ANLATICI                :Dur kardeşim dur. Ben davulcuyum.

YIKIMCI                    :Haa..Ben  anlamam  bir  daha  ayak altında dolaşma..

GÖÇERLER           :Küçük bir tarlam vardı onu da sattım geldim..

                                 -Bir çift öküzüm vardı onlar da gitti...

                                 -Tarlam, çapam hiç bir şeyim kal­madı...

                                 -Traktörümü sattım da geldim ah ahh...

                                 -Gelinlik beşibiyerdemi bile sattım...

                                 -Ölümlük dirimliğimi bile sattım of off..

GÖÇERLER           :Dönüş yok, yeniden yapacağız...

GÖÇER                   :Yapacağız yapacağız da yeniden yıkacaklar...

GÖÇER                   :Aşağı mahallenin evlerini yıkmıyorlar ama...

                                 (Birlikte)

                                 Neye yıkmıyorlarmış?

GÖÇER                   :Onlar işin yolunu biliyorlar.

GÖÇERLER           :Neymiş o işin yolu? Söyle de biz de bilelim.

GÖÇER                   :Gelin toplanın da söyleyeyim.

ANLATICI                :Nedir bu işin yolu, rahat rahat evlerde oturabilmenin yolu nereden geçiyor. Biz sorduk soruşturduk, siz de bilirsiniz iki yolu var.

                                 Ya vereceksin parayı çalacaksın düdüğü ya da direnip hakkını arayacaksın. Sizce hangi yoldan gitsinler.


                                                   l.YOL


GÖÇERLER           :Verelim parayı kapatalım çenesini... Alsın parayı da evimizi yıkmasın... Alsın, alsın...

YIKIMCI                    :Ulan sizi deyyuslar gene mi yaptınız gecekonduları? Utanmıyor musu­nuz be? Şimdi size gösteririm ben­den habersiz ev yapmak ne demekmiş.

GÖÇERLER           :(Topluca)

                                 Ali

                                 (Oynarlar)

                                 Altmış, yetmiş, seksen, doksan, olmadı baştan....

                                 -Oh ne güzel bizimde kondumuz oldu. Baba beni artık everirsin değil mi?

                                 -Bunun   üzerine  demli  bir  çay  yap kız
Image

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :Selamünaleyküm.

GÖÇERLER           :Aleykümselam. Hoşgelmişsen.

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :Siz buraya evleri yapmışsınız hayırlı olsunda...

GÖÇERLER           :Heeee...

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :Buradan yol geçecek.

GÖÇERLER           :Oh oh oh...

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :İyi iyi de, yol sizin evlerin üzerinden geçecek.

GÖÇERLER           :Haaaa.....

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :Yolun geçmesi için evleri yıkmak zorundayız.

GÖÇERLER           :Olur mu canım vardır bir yolu..

İMAR MEMURU

(YIKIMCI)                 :Var var da hani ne bileyim anlar mısınız? Bilmem ki...

GÖÇERLER           :HAAA…

ANLATICI                :Gördünüz mü işte bu işin, rüşvetin sonu yok. Yıkımcıya ver, imar, yol, okul için ver, iş için ver yani rüşvetin sonu yok. Bir de size ikinci yolu sunalım.


2. YOL


GÖÇERLER           :Gelsin, gelsin de görsün...

                                 -Geleceği varsa göreceği de var...

                                 -Herkes yerini biliyor değil mi?

                                 -Şşşt sessiz sessiz olun geliyor...

YIKIMCI                    :Laan siz gene mi konduları yaptınız lan?

                                 Ben size gösteririm. Ne, ne yapıyorsunuz lan?

                                 Anarşistlerr..

                                 Teröristlerrr..

                                 Vurmayın Ah anam........

                                 (Yıkımcıyı kovaladıktan sonra halay çekmeye başlar evler.}


BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU


İKİNCl BÖLÜM


ANLATICI                :Yepyeni bir yaşam kuruldu şehirleri kuşatan tepelerde.

                                 (Düğün meydanı- kına yakılan gelin, traş edilen damat, oynayan baba, hısım, akraba, deli ve seyirlik deve.)

                                 (Şenlik)


KADINLAR             :Kınayı getir aney

                                 Parmağın batır aney

                                 Bu gece misafirem

                                 Koynunda yatır aney

                                 (kına yakılır)


                                 Yüksek yüksek tepelere ev kur­masınlar

                                 Arşı arşı memlekete kız vermesinler

                                 (Kız evi oğlan evi karşılaşır.)

                                 (Topluca)

                                 Oğlan bizim kız bizim, çatlasın kayna­nası......

                                 (Düğün fotoğrafı için poz verirler, donar­lar.)

ANLATICI                :Kız aldılar kız verdiler .Yepyeni bir yaşam kurdular. Ama böyle gitme­di. Oldu oldu bir şey oldu. Bir şey geldi, bu fotoğraf dağıldı. Bakalım ne geldi? Ne oldu?

                                 (Fotoğraf çığlık çığlığa dağılır. TV'sini kapan kopar bütünden)


                                 -Yaşasın TV var artık.

                                 -Biz de aldık ya..

                                 -Bir de renkli olsa...

                                 -İnşallah o da olur..

                                

                                 (Topluca TV'lenn içinden TV seyreder­ler. Herkes kendi havasın dadır.)

SUNUCU                :Evet sayın seyirciler milli maç naklen yayını devam ediyor. Tanju   ilerliyor, ilerliyor gooo -ah kaçtı.

KONDULULAR      :Ah ulan

                                 -Yaktın bizi Tanju,

                                 -Kaçar mı be....

ŞARKICI                  :Aboneyim abone, biletleri cebimde, ballı lokma tatlısı

                                 …………………..

ADAM                     :Bak Tom Şimdiki görevimiz teröristlerin elindeki Amerikalıları kurtarmaktır. Bu disk kendi kendini on beş saniyede yok edecek..

KONDULULAR      :Vay be teknolojiye bak

KADIN                     :Hülya'nın en özel anılarını dinlemek istiyorsanız arayın -900 90???

KONDULULAR      :900 900 900

                                 (Fanusta para Fanusta para yakalayan kadın.)

KONDULULAR      :Yakala bak aşağıda da var.

                                 -Tutsana be...

                                 -Ah ulan ben olsam.,.

SUNUCU                :Çarkı felek, kazandırıyor....

                                 (Hepsi ellerinde TV'leri dönerler, çarkı feleği yansılarlar.)

SUNUCU                :500 – 600 -1500, iflas iflas....

                                 (TV elde seyircilere saldırırlar.)

                                 -Beni izleyin..

                                 -TV'nizi kapatmayı unutmayın..

                                 -En birinci TV bizimki...

                                 -Yalnız bizi izleyin...

                                 -Bizi izlemeye hep devam edin kazana­caksınız.....

                                 (Çılgınlık) (Davul artar)

                                 (Kondulular)

                                 Neşemize neşe katar / Televizyonda reklamlar

                                 Atın atın eskileri / Alın bir daha

                                 Çabuk tüket al bir daha / Sende katıl kalkınmaya

                                 Paran yoksa borç bul birinden

                                 (Oyuncular sırayla çıkar, söyler)

(birlikte)                   -Beslenme sorunu çoktan halledildi

                                  Karnın acıktıysa kemir çikletini

(birlikte)                   -Ne keder paran kaldıysa bankamıza getir

                                  Bankamatik kartımız emrinizdedir.

(birlikte)                   -Boydan boya halı, dikişsiz perdeler

                                  Attın mı taklayı oldun milyoner

(birlikte)                   -Onbeş kupon kes koy bir zarfa yolla

                                  Zengin olmak kolay katıl piyangoya

(birlikte)                   -Fabrikada tarlada eğer terlerseniz

                                  Deodorant sıkın serinlersiniz

(birlikte)                   -Gazetemizi oku köşeyi dönersin

                                  Senden mutlusu yok hadi gene iyisin

(birlikte)                   -Hergün beynimizi yıkar / televizyonda reklamlar

                                  Atın atın eskileri alın bir daha

                                  Ayranımız yok içmeye / atla gideriz çeşmeye

                                  Umudumuz kaldı TV'ye

ANLATICI                Evet umudumuz kaldı TV'ye, kaldı lotaryaya, kaldı piyangoya, insanlar köle gibi çalışıyorsa ve hala umut piyangoya kaldıysa bunun nedeni nedir?


İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU


Image
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İŞÇİLER                  :(davulun   ritmiyle,  üretimlerini  yansılarlar.)

Gecekondulular      :(her istekten sonra işçilere doğru ilerlerler.)

                                  Çamaşır makinesi isteriz, buzdolabı isteriz.

ATAKULE               :(yükselir) Hah ha

İŞÇİLER                  :(dönerler)

Gecekondulular      :Televizyon, müzik seti. fırın isteriz.

ATAKULE               :(yükselir) Hah ha

İŞÇİLER                  :(daha hızlı dönerler)

Gecekondulular      :Otomatik çamaşır makinesi, mikrodalga fırın, çelik tencere takımı isteriz.

ATAKULE               :(biraz daha yükselir) Aahh…

İŞÇİLER                  :(daha hızlı dönerler)

Gecekondulular      :Ziynet, renkli televizyon isteriz.

ATAKULE               :(en son noktaya yükselir, kahkaha) hah hahhhaaaaa.....

Gecekondulular      :(işçilerin etrafında dönerek)

                                 Kadife perdeler, bilgisayar, on ay tak­sitle halılar, bisiklet................

                                 Çiğdem, çekirdek, incik, boncuk. Onu isterim bunu isterim şunu isterim.

                                 (İşçiler yere yığılırken evler ve insanlar işçilerin üzerine abanırlar, istekler hala sürmektedir.)

                                 (Davulun sesiyle Gecekondulular donar­lar.)

ANLATICI                :(Atakulenin korkunç kahkahası duyulur.)

                                 İşte gördünüz insanlar çalışıyor, ama ne duruma düşüyor.

                                 Ve büyüyen, yükselen ne? Peki umut nerde? Umut sizde.

                                 Sizin beraberliğinizde. Örgütlü hare­ketinizde.

                                 Haydi halaya.............


ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU



CANŞENLİĞİ OYUNCULARI

Ağustos 1991


SANATSAL ÖLÇÜTLERLE "GECEKONDU"

Bu değerlendirme,, sokak tiyatrosu estetiğine giden yolda "Gecekondu" üretiminin dramaturjik, plastik öğelerinin açılımını sunmak ve oyuncu seyirci ilişkilerini irdelemek amacı ile oluşturuldu.

Oyundaki anlatım öğeleri tek tek açıklanıyor, oyunun bütünü ile ve kendi başına incelenyor.

Ayrıca tiyatro disiplinleri arasında kendi biçimimize bir yer bulma amacım da taşıyor.


METİN

 Metin, yazılı diyalog ve sahne düzeni anlamında bir tiyatro eylemi için "temel olan" şey değildir. Diğer bir deyişle; tiyatro, başka bir sanat dalı olan edebiyatın baskısı (sultası) altından kurtarılmalıdır. Eğer bir metin varsa, sadece ve sadece bir çıkış noktası olarak kul­lanılmalıdır. Daha mükemmeli (C.Ş.O.) oyunun metninin (yazılı olan) grubun kendisi tarafından oluşturulmasıdır. C.Ş.O için metin kurulmuş oyunun somutlanma araçlarından sadece biridir.

Bir tiyatro eyleminde "temel olan" aksiyon tasarımıdır ya da diğer bir deyişle; sözü (iletiyi-mesajı) ortaya sere­cek sahne unsurlarının bu amaca uygun olarak oyun alanında (sahne veya plato, açık alan v.s.) yerleştirilmesi, devindirilmesidir.

Tiyatro eylemi, unsurların hareketli bütünüdür, edebi diyaloga indirgenmemelidir. Ama özü, görmekten gelen tiyatronun tek aracı görüm eylemi de değildir. Ses ve söz uzamda anlamlı bir bütünlük oluşturmalıdır görü ile. Bu kaygılar gerçek oldu “gecekondu"da. Ve oyunun metni yazılmadı, hergün sorgulandı tiyatronun bütünü. Ta ki diğer insanlarla yazımsal bir paylaşma gereği duyulasıya kadar.


DRAMATURJÎK OLARAK


1. Episod: insan, nesneye Hiçim vermeye çalışır, însan nesne ve özdeşliği nesnenin insarta (ev ya da yıkıma da) benzeyişi var. Birlikli hareket etme isteği ağır basar. Ezen -ezilen çelişkisi (ev insan-yıkımcı çatışması, kondulu-düzen çatışması) somut bir mücadele ile aktarılır.

 2.  Episod: İnsanın nesneye mahkum oluşu, köleliği, topluca biçimlenişi var. Nesne insana hakim olmuştur. Kültürlerin birleşmesini simgeleyen bütünleşirin düğün tablosu fotoğrafın çekilmesiyle dağılır. Biçim olarak bir­likli hareketler bilinçli değil, yazgılıdır. Bireyin bilinci de bütünsel değildir. Oyun, mücadele değil, teslimiyetle gider, herkes suda sürüklenir gibidir. Bölüm CŞ.O'nun müdahalesi (Şarkı) ile biter.

3.   Episod:  Sahne,  ekonomi-politik   soyutlanmanın şematik olarak yansımasıdır. Emek, Atakule'yi doğurur. Atakule, yükselen yaşam standardı düşünü doğurur. Bu, işçinin  meta  üretiminin yoğunlaştınr.  Tüketim düşü yükseldikçe meta üretimi yoğunluğu emekçiyi ezer.

4. Episod: "Peki umut nerede?" sorusunun cevabı önce evlerde sonra halaylarda verilmeye çalışılır.


 PLASTİK UNSURLAR

Tiyatro eyleminin temel anlatım malzemesi insandır. En temel araç insandır, insanla yapılandır, insanın yaptığıdır. Ama, insansız plastik öğeler de önmelidir. Hatta sokak tiyatrosunda daha da can alıcı bir önem taşır. Çünkü insansız plastik malzeme anlatım aracı ola­rak çok zengindir sokak tiyatrosunda, Naturalizm ("gerçeğin olabildiğince yansıtılmış biçimlerim kullan­mak) anlatım olanakları gereği pek geçerli bir yöneliş ola­maz. Onun yerine grotesk (abartüı), allegorik (düşün, düşüncenin nesneleşmesi), figüratif (gerçek varlıklara ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanmak), sitilizasyon (soyutlama, genelleme), tipikleştirme gibi anlatım tek­nikleri kullanmak daha geçerli, canlı, etkili ve hoş ola­caktır. Ayrıca bu anlatım biçimleri halkın total anlağında (masallarda, köy seyirliklerde, destanlarda, söylence­lerde...) geçerli olan anlatım biçimleri olacağından, ortak dil-akun kolayca yakalanacak, özgül bir biçime doğru ilerlenecektir. Bu öncül fikirler Gecekondu oyununu oynarken bize ışık tutan fikirlerdir.

Sokak Jiyatrosunda kullanılan Plastik Sahneleme Unsurları:

1.  insanlı Anlatımlar: Tipler, Alegoriler, figürler, stili­ze canlandırmalar, danslar...

2.  Nesne ve insanlı Organizasyonlar: Yıkımcı, kondu­lar...

3.  İnsansız Anlatımlar: Kuklalar, maskeler, kumaşlar, sahne parçaları...

1) "GecekondııMa. roller yer yer somut insanlar olduğu gibi yer yer birer 'somut insan' değildirler, bu nokta da roller birer öğedir, unsurdur. Oyun süresinde bireysel değişim gösteremezler. Ama bulundukları her durumun birer bileşeni_ olmuşlardır ve her değişen durumda tamamen farklı bir yapı ve anlatım biçimine girebilirler. Örneğin; oyuna köylü olarajk başlayan kitle oyunun seyri içinde bezden evlerim sitilize aletlerle (Çıtalarla) dairesel bir düzlemde simgesel hareketler yaparak kurarlar. Kurulan mahalledeki insanlar tamamıyla bir süre önce şehre gelen insanlar değildir. Yeni kurulan mahallenin insanlarıdır. Yetişkin olarak köyden gelen bir oyuncu, çocuk olarak devam edebilir oyuna ya da sütçü. Sorun biraz önce gelen o insanın mahalleye gelince ne olduğu değildir. Köyden göçen milyonlarca insanın geçirdiği yıllar yılı süren deneyimin sıkıştırılarak anlatılmasıdır. Oluşan yeni durum ve çatışmaları önemlidir..

Oyunun sonuna kadar oyuncular birey belki onlarca ufak rol oynarlar. Konduluların toplumsal değişimi kısa sürede tümelliğiyle anlatılmış olur böylece. Bunu anlatırken de farklı teknikler kullanılır. Örneğin, köyden gelen kitle olabildiğince gerçekçi canlandırılır a Seyirci bireysel tarihinin tozlu sayfalarını, açar, en canlı şekliyle yeniden karşılaşır kendisiyle.

Oyunda darislar soyut anlatım araçlarıdır. Toplu olanı verirler.

Ev Kurma Dansı : Evlerini kuracak kondulularm top­luca ve şenliklice nasıl ev yaptığını hiçbir alet kullanma­dan anlatır.

Image

Çark-ı Felek Dansı: Onlar için feleğin çarkı haline gelen televizyon şans: oyunları kıskacının toplu yazgı-sallığını anlatır.

Çalışanlar ve Evler Dansı: Tüketim çılgınlığının emekçiye olan baskısını ve yok edici etkisini gösterir.

Üçünün de ortak özelliği tüm konduluyu kapsamasıdır ve genellikle dairesel bir dönüşle bîr ritm eşliğinde ve bireysel* yaratıya açık olan bir anlayışla gerçekleştirilmesidir.

Anlatıcı; Oyuncuyla seyircinin organik bağım sağlaya** bir unsur olarak vardır. C.Ş.O'nun düşüncesini temsil eder. Bölümleri birbirine bağlar, zihinsel katılımcılığı yönlendirir sorularıyla. Bir davulcudur, köyden gelmiştir oyun içinde. Ama seyircinin gözünde bir tiyatrocudur. Bu yolla hem yakınsak hem ıraksak bakış açısı kazandırabilir niteliklere sahiptir. O da net bir rol olmaktan öte bir öğedir.

2) İnsan ve nesne kompozisyonları, nesneye insanın bir anlam verdiğince o nesnenin anlamlı olduğu anlayışına dayanır ve somut dünyadaki nesneler insanla bulunduğu maddi-manevi ilişkilerle biçim alırlar. Oyun­da evler güler, haykırır, korkar, saldırır. Yıkım aleti bir kuş gibidir ya da Atakule sömürüye sevinir. Aslında o, Özal'dır da sömürdükçe semirir.

Evler: "Konduluların köyden getirdikleri denklerin değnekleridirler. Kazma, kürek vs. olurlar ev yaparken yavaş yavaş açılınca sopaya bağlı renkli kumaşlar renga­renk kondu mahallesini oluştururlar. Kondulular kor­kunca evler titrer, birlik rengi onun dünyasını yansıtır. Yaşayan capcanlı bir mahalle doğar kondulular gibi.

Image

Yıkımcı: Yıkım aleti yaşamda, kondulular onu gördüğünde ilk anda nasıl bir izlenim bıraktıysa yıkımcı öyle çıkar karşılarına. Kondulular şehre geldiğinde can alıcı bir kuş gibi görmüşlerdir onu, Kendi eliyle yaptığını evini başına yıkacaktır bu kuş. Masallar, benzetmeler canlanır ya gözünde kondulunun oyunda da öyle çıkar karşısına. Kara uzun kanatlı kartal ya da efendi haykırışlı kendinden emin bi nesnedir. Kara bir bela gibi çöker. Nerden geldiği, ne istediği belli değildir önce belki bir vergi tahsildarı, zulümkar bir bey ya da ağadır. Yav­rusunu ondan alandır, malına, canına kastedendir. Bir talan gibi yıkıp geçer, konduyu. Ayrıca arsayı çizen adam (kapkaççı) ve tapu memuru aynı adamdır. Bu beraberlik düzenin içsel bağını atar seyircide gizlice. TV-İnsan; TV'li her insan onun penceresinden bakar dünyaya. Daha ötede izleyenin dünyası olur TV. Çarkıfelekte kollar bağlı dönüldüğünde TV boyna pran­gadır artık. Onun hayatı,onsuz düşünülemez artık, pran­galı, 'soyut umutlu yaşamdır.


3) İnsansız anlatım araçları heykel ve resmin canlan­ması hayat bulması gibidir. Resim ve heykelin anlatım olanağı genişler. Engin birer imge ya da simge olurlar, seyircinin çağrışım dünyasını kışkırtırlar. Bu anlam da oyun yerini bambaşka bir dünya haline getirirler. Olası olmayan kolayca gerçekleşir bu anlatımla.

Atakule: Son sahnede koca kafalı Atakule en yüksektedir, işçiler hızlanırken kahkaha ile yükselir, salınır. Sadece Atakule değildir o, düzenin hayallerinin bir toplamıdır. Her şey ona ulaşmak içindir sanki. Ama o yükseldikçe işçiler son güçlerini harcarlar çalışmak için ve yıkılırlar. Bir de bakarız arkasında sorumlu sima sırıtır; Özal. O, Atakule'dir, tüketim düşleridir, iktidardır, tepeden bakan hanedandır. '


MÜZİK VE ŞARKI

 Oyundaki tek müzik aleti davuldur. Davul, üretimin ritmini verir, yaşamın duygu tonunu (gerilim, coşku, mücadele...) betimler. Sadece ritm olarak değil, vuruşların niteliklerinin kullanımıyla yaratılan efektler olarak da kullanılır. Oyunun genel ritmini belirleyen vaz­geçilmez bir araçtır davul.

Halk dansları ritmleri kullanıldığı gibi bölümün nite­liğini göre raprock (TV sahnesinde) ritmleri kullanıldı.

Oyunda şarkılar ya bir sözü iletir ya da. yaşamın içinde olduğu gibi yaşama sıkı sıkıya bağlı (kına türküsü, iş yaparken mırıldanıl anlar) bir yerde kullanılır.


EPİZODİK ANLATIM

 Gecekondu adlı oyunda epizotik bir anlatım biçimi kullanıldı. Eylemci bir sokak tiyatrosu deneyimi için ağır sayılabilecek bir anlatım getirmesine rağmen, "gecekondu" gibi nerede, ne zaman oynanacağı bilinen bir deney­imle yararlı bir anlatım biçimidir. Brecht'de olduğu gibi bir anlatım alanı genişliği ve seyirciye oyunu değerlendirme zamanı sağlama işlevleri yüklenmiştir.


KATILIMCILIK

 C.Ş.O'nun hedefi katılımcı tiyatrodur.

Katılımcılık, davulla çağırma. Oyunun biçimsel öğelerini seyircinin tarihsel kaynaklarından alma. Konduluların yaşamı ona anlatma, oynarken seyirciyi var­sayıp, seyircinin tepkilerini oyunun aksiyonuna katma ve oyunun sonunda onlarla beraber halaya durmak bu katılımcılığın vazgeçilmez öğeleridir.

Birinci epizotun sonunun seyircinin belirlemesiyle sağlanması yoluna gidilmiştir. "Şu mu olsun? Bu mu olsun?" tarzındaki katılımcılık aslında kaba ve sonu belli bir katılımcılıktır; maniple etmeye yöneliktir. C.Ş.O gece­kondu üretimindeki katılımcılığa çok geniş bir perspek­tiften bakmıştır. 30'a yakın oyun öncesi görüşme oyun anında katılımcılıktan öte organikleşmeye doğru git­miştir ve her oyundan sonra onlarca soruyla, evlere git­meyle doruğuna ulaşmıştır. Gerçek katılımcılık ise oranın kendi tiyatrosunu kendileri gerçekleştirdiklerinde sonuçlanacaktır.

Özellikle seyirciye iletilmesi gereken bir söz varsa; yaşamdaki pozisyonların aksine seyirciye karşı söz söylenebilir. Görülmesi gereken hareketler içinde aynı şeyler geçerlidir.

Söz alabildiğince az kullanılır. Durumlar, jestler, dav­ranışlarla anlatım sağlanır. Ritimden destek alınır. Seyir­cinin algılaması için özellikle sözün onun kulağına gitme ve değerlendirilme süresi beklenir ye diğer söze geçilir. Sözler alabildiğince ölçülü ye ritmik olarak düzenlenir, koral söyleyişler tercin edilir. Seste vokaller (a,e,o,u) anlam zedelenmeyecek şekilde geniş kullanılır. Her hareket büyüktür1 ve bir şey anlatır. Vücût bir figür halini alır, tırnak.ıçine alınan bir jesttir. Anlık kesintilerde seyircinin



algılaması beklenir. Abartıdan kaçınılmaz, yapaylık este­tik bir kategoridir. Yapaylık içinde diğer parçalarla olan çelişki ve ilişkide anlam aranır.

 OYUN YERÎ

Olabildiğince etrafı çevrili özellikte olması, ses ve görüntü bütünlüğünü kaybetmemek için tercih edik} i. Sokak tiyatrosunda ideal' olan 'çevre oyun düzeni kul­lanımıdır. Ama bu, ilk deneyimimiz olmasından dolayı bir parça güven isteğiyle gerçekleşmedi. Ayrıca çevre düzenleme ayrı bir reji anlayışını getirecektir ve çok güçtür. Son oyunlar dışında "kara fon kullanıldı. Bu niç S.T.'na yakışan bir şey değil. Çünkü sizi ağırlaştırır, (kur­ma, sökme)

Oyun yeri bölgenin merkezi yeriydi, rahatlıkla ulaşılabilen bir bölgeydi.

Oyun yeri rüzgar, akustik ve ışık ölçüleri gözetilerek seçiliyordu.

Sert bir rüzgar herşeyi dağıtabilir ya da l .m. ileriniz-deki seyircinin sizi işitmemesine yol açabilir.

Aksu tik için; sessiz, etrafı kayalarla veya binalarla çevrili bir çukur yer seçilerek gözenelebilir.

Işık ise; kesinlikle (güneş) seyircinin gözüne gelmeme­li ve sizinde onları görmenizi engelleyecek bir açıda-yerde ol mamalıdır.

MÜJDAT ALBAK


 Tiyatro diriliyor. Canşenliği Oyuncuları Gecekondu isimli oyunuyla tiyatronun işlevsel ve dinamik hale geti­rilebileceğini gösterdi. 12 Eylül sonrası ilk denemelerden biri olması ve deneyimsizliğine rağmen; nesnelliği yaka­laması, gecekondu halkıyla bağlar kurması, geniş bir izle­yici kitlesi tarafından ilgi ile izlenmesini sağladı.

Gecekondu halkı, kent yoksulu olarak değerlendirdiğimiz, şehirlerin kenarına itilmiş, istenme­yen, aynı zamanda sermayenin olmazsa olmazı duru­mundadır. Kültürel yozlaşma, ekonomik baskılar halkı bireyselleştirip burjuva politikalarının kuyrukçusu duru­ma getirmiştir. Kültürel yozlaşma en çarpık biçimiyle gençlerde- gözlenirken, yaşlı ve orta yaşlı insanlarda güvensizlik ve umutsuzluk hakimdir.



Yalnız oyunlarımızla, tiyatrodan uzak bırakılan insan­lara ulaşmamız olanaksız görünüyordu. Oyunumuzu hazırlamadan önce belirlediğimiz hedef semtlerde (Kuşcağız, Atapark, Ufuktepe) söyleşiler yaptık, beraber yemek yedik, bahçelerde çay içtik dertleştik, sevdik-sevildik. Aynı zamanda halkevleri ile görüşmeler yaptık. Ancak tüm çabalarımıza rağmen ortak bir çalışmaya gire medik. Oyunlarımızla, gecekodularda gördüğümüz, yaşadığımız insansızlaşmayı kırmakta etkin olabileceğini düşündüğümüz dernek, halkevi ya da bir tiyatro grubu oluşturulabilir mi düşüncesiyle hareket ettik. Bu hedefle­rimizle tiyatroyu yaşayan, toplumun değişimi için işlevsel hale getirdik.

Oyunlarımızı oynarken, oynadıktan sonra hatta aylar sonra bile kurduğumuz ilişkiler, kapitalist toplumun tüm bulaşıklıklarına rağmen insancaydı. Oyunların bitiminde dakikalarca halay çekiyorduk. Hemen hemen tüm oyun­lardan sonra insanlar bizi bırakmıyorlardı. Geç saatlere kadar sohbetler yapıyorduk. Bazen oyunun ortasında kendiliğinden oyuna katılanlar bile oluyordu. Genelde etrafımızda bizi saran halkanın dışında kadınlardan oluşan dış bir halka daha oluşuyordu. Bu halka, ancak oyunun ortasına doğru diğer halkaya katılıyordu.

Oyunlarımız yoğun bir ilgi odağı oluşturuyordu. Ancak ön görüşmeler yapmadan oynadığımız gecekon­dularda (Esertepe, Natoyolu) istediğimiz ilişkiyi kura­madığımızı gördük. Seçtiğimiz gecekondu semtlerinin genelde eski gecekondu bölgeleri olması nedeniyle çelişkilerin bir anlamda törpülenmiş olduğunu gördük. Ve yeni yapılanan gecekondu bölgelerinde oynamamızın daha işlevsel olacağını anladık.

Gecekondu oyunlarımızın bize gösterdiği; çerçevenin içine hapsedilmemiş bir tiyatronun seyircisiyle ortak nefes alıp verdiği ve sanatın tüketicisi ile çakıştığında hak ettiği değeri buluğudur.

Biz başardık, direndik, inat ettik, güvendik, sevdik, yüreğimizle bilgimizi birleştirdik ve yarattık. Yollar açıktır. Yolun üstündeki ayrık otlarını ateşe verdik.

CÜNEYT SEZER

CANŞENLİĞİ TARİHİARALIK 90
Zonguldak Ankara'ya yürüyor...
Yıllardır halklardan koparılmış tiyat­ro, insandan yalıtılmış ayrılmış ve soyutlanmıştır.
OCAK 91
3 Ocak genel  grev... Tiyatrodan bir kopuş yaşanıyor.
8 Ocak Ekin Bağbozumu'ndan Can Şenliğine Tiyatrodan kopuş bildirisi; türkü, halay, düğün şenlik gibi değiştirci özellekleri olan ve insanı ile omuz omuza yürüme yolunda ilk adım. Amaç yaşayan tiyatro...
ŞUBAT 91
"Yaşayan Tiyatro" düşüncesini birlikte oluşturma koşulları, tanıtım, yaygınlaştırılma amaçlı söyleşi panel, form düzenliyor...
- Bu çalışmaların devamında, "Yaşayan Tiyatro" düşüncesini paylaşanlar artıyor.
- Ve grup "Yaşayan Tiyatro" çalışmala­rına başlıyor.
- İlk çalışma "Sokak Tiyatrosu" hazırlığı... Ankara Varoşlarının seçimi...
MART 91
- 21 Mart ilk ürün "Newroz" (Model l, sunu, 22dk.) Keçiören Halk Evinde 60 kişi ile sergileniyor. Büyük sus­kunluk ve büyük coşku... Hareket­sizlik ve kararlılık... Ve ölümsüzleşen Zekiye ALKAN,
- Varoşlarda sohbetler, oyunun kurgu­lanması ve nasıl bîr oyun sorusuna cevap aranıyor.
- Çocuk oyunu hazırlığı...
- Keçiören ilçesi Gecekondu mahalleri­nin pilot bölge olarak seçilmesi: "ilk oyun Mayısta"...!
NİSAN 91
Öyle kolay sanma sen bu işi kardeşim
Hemen kalkışma tellerden şarkılar döktürmeye, sazı eline bir kere
almaya göresin
Bir görev yüklendi demektir, bilesin,
Çok ağır bir görev ve belalı..."
- Açlık bir bela, inat açlığa yeniliyor, inat para kazanma yolunda destek
arıyor.
- Çocuk oyunu çalışmaları.
- Gecekondu prova ve görüşmeleri.
MAYIS 91
- "Her Şey Dilince Güldü" (Model 2, çocuk oyun, 70 dk.) iki aylık çalışma ve sadece üç oyun oynayabilme becerisi.
- "Sarayköy Turnesi" 500 çocukla gündüz; "Her Şey Dilince Güldü" prömiyeri, akşam; alan oyunu ve 1000 seyirci sokak ve alan oyununda ilk adım. Yansılamada ön hazırlık, bir gün... (Model 3, alan oyunu, 30 dk)
     - Gecekondular bizi bekliyor.... Çok ağır bir görev ve belalı.
HAZİRAN 91
- Dış dünyaya gücün yetmemesi, içteki dünyanın tartışmalarına neden oluyor.
- "Başarısızlık sorgulanmalıdır."
- Azalıyoruz, alevler ve fırtınalardan geçerken,
- Ama düşünce inatla yaşıyor...
- Gecekondular bizi bekliyor...
- Seydişehir şenliğinden çağrı,
  Bir üretim ve coşku,
                   Tiyatromuz kendine geliyor
                  
        AĞUSTOS 91
Bir ayı aşkın çalışmadan sonra 1500 kişiye oynanan meydan oyunu "Seydişehir" 3 Ağustos (Model 4, alan oyunu 70 dk.)
Yaşayan tiyatroya; turnesiyle ora halkı ile kurulan ilişkisi ile ve oyu­nu ile tam bir model ürün.
Çocuk oyunu "Herşey Dilince Güldü"
Seydişehir coşkusu, gecekondulardaki ezikliğimizi aştırıyor bizlere...
24 Ağustos "Gecekondu" (Model 5 sokak oyunu, 35 dk) aylarca süren çalışma sonunda ürüne dönüşü­yor… İnat ve inanç kazanıyor... Bu oyun Eylül 91 ile birlikte yirmi kez farklı mahallelerde tekrarlanıyor
EYLÜL 91
- Açlık-ilke ile çatışmaya başlıyor... Sokaklar, alanlar yaşamamızı sağlayacak dinamiklikte değil.
- 7 Eylül, Tursan, Mersin işçileriyle dayanışma oyunu...
- Türkiye'nin gündemi seçimde, bizim gündemimizde ayakta kalma kavgası.
- Salon oyunu çalışması kararı
- Adı "Seçim Oyunu" (Model 6 süresi 85 dk.)
- 29 Eylül "Seçim Oyunu" ilk oyun Seydişehir,  salon oyununda  önemli
bir açılım...
EKİM 91
- Bolu-Kayseri turnelerinden sonra "Seçim Oyunu" oynanıyor ve çocuk oyunundaki gibi bu salon oyunu da bize yaşama kaynağı sunamıyor...
- Azalıyoruz... İnat yetmiyor...
KASIM-ARALIK 91
- Eski dönem değerlendirmesi, yeni dönem geçiş ve yapılanma çalışması
- Açlık, inat, ilke sorgulanıyor...
- Yaygınlaştırma ve dayanışma çalışmalarında “ASKİ İşçi Toplu­luğu”, "ODTÜ ATT", "AMED Kültür Merkezi", "Halkevleri G.M.. tiyatro üretme hazırlıkları,
- Kurumlaşma hazırlığı.
OCAK 92
- Yeni dönem başlangıcı.
- Yönetim Kurulu...
- Düşünsel eğitim birimi.
- Oyunculuk Eğitim birimi.
- Tiyatro kuramsal eğitim birimi.
- Yaygınlaştırma teorik-pratik,
- Teatral üretim
  Sokak tiyatrosu , İşçi tiyatrosu, Salon oyunu.
- İşçi tiyatrosu hazırlığı... "Maden-İş Sendikası ile ortak çalışma..."
- Divriği, Sorgun, Merzifon madenlerinde araştırma ve tanışmalar.
ŞUBAT 92
- İzmir yürüyüşçülerine hazırlanan iki oyun ve Polatlı ile Ümitköy'de oynanması.
- "Kar, soğuk, fırtına geliyoruz Ankara."
- "Ölmek için yaşamak değil, yaşamak için ölmek."
- "İşçiler birleşin iktidara yerleşin."
- "Eylemci Tiyatro" ürünleri (Model 7. 10-15 dk.)
- Söyleşi-seminer ve oyunculuk çalışmaları işliyor.
- Bu günlerde grup otuz kişiye yükseldi…
MART 92
Newroz için oyun hazırlanıyor...
- "Dağlara.-.Ateşe..." 20 Mart ODTÜ'de oynanıyor. (Model 7.Korsan oyun örneği)
- 25 Mart’ta Hacettepe'de tekrarlanıyor korsan oyun.
- 27 Mart Tiyatro bildirisi;
- Ve tiyatro sokağa döküldü...
  Şimdi tiyatro; yürüyüşte, mitingte.
  Şimdi köşe başında meydanda...
  Şimdi tiyatro grevde, direnişte...
  Şimdi cezaevinde, dağda, damda...
TİYATRO HER YERDE
- Yeni biçimiyle yine "Gecekondu"
- Çalışma yeri problemi...
NİSAN 92
- Çalışmalar aksıyor... Canşenliği inat etmek zorunda...
- Azalıyoruz bugünlerde, aksayan çalışmalar yüzünden... Ama inat inat, inat... - Yer sağlıksız da olsa çözülüyor. Bir ambar, terkedilmiş bir depo...
- "fareler  ve  biz"  birlikte  oyunculuk çalışmalarım sürdürüyoruz.
- Canşenliği 23 Nisan şenliklerinde çocuklarla coşuyor.
- Gençlik Parkı'nda, Happening sokak gösterisi, palyaçolar, "Her şey Dilince   Güldü"...   Canşenliğinin ölmeyen yanı çocuksuluğu.
MAYIS 92
- "l Mayıs"ta alanda Canşenliği... Ama gafil avlandı burjuvaziye.
- Azalıyoruz... Canşenliği doyurmuyor mamyun iştahları...
- Canşenliği Belediye grevinde... İşyerinde tiyatro, tiyatro her yerde.
HAZİRAN 92
- 7 Haziran; Kırşehir'de bir gece: "Halk­ların Kardeşliği"
- Kavgada Canşenliği Oyuncuları da var. Seyirci sayısı 1000...
- Oyunun adı Newroz. (Bu oyun 91 Mart'ta hazırlanan iki aynı oyunun birleştirilmesinden oluşmuştur)
- Ritüelistik bir tiyatro...
"Davetimiz var dostlar
Bu davet kavgayadır
Bu davet bir düğündür
Şenliktir
Bu davet sınırsız ve sınıfsız bir toplu­mun davetidir.,."
27 Haziran; 'Seydişehir, Gecekondu, Newroz" oyunları birikte Gençlik Parkında sergileniyor. Tiyatro Şenliğinde.
TEMMUZ 92
- Azalıyoruz...Açlık inadı yeniyor mu?
- Kötü günler...Yaşamla, dostlarla, ken­di kendimizle didişiyoruz...
- Yorgunuz, yorulduk.
- Seydişehir Şenliğinden yeni bir çağrı...
AĞUSTOS 92
- "Umut" N.Hikmet'in eserinden yola çıkarak hazırlanan oyun 50 dk. İlk defa yazılı bir eserden yararlana­rak hazırlanan oyun...
- 3 Ağustos; "Umut" Seydişehirde mey­danda 1000 kişi önünde sergileniy­or. Dışavurumcu ve umutsuzlukta umut arayışı...
EKİM 92
- "Umut" Ankara'da 700 kişiye işçi Kültür Merkezi yararına oynanıyor.
- Kuramsallaş tırma  ve yaygınlaştırma amaçlı broşür hazırlığı, ilk broşür Ocak 93'te...
ARALIK 92
Umut – Newroz - Seydişehir oyunlarının salon oyununa uyarlan­ması çalışmaları, ilk oyun 11 Şubat 93…


Son Yenileme ( Perşembe, 10 Kasım 2005 )
< Önceki